19 Ağustos 2010 Perşembe

TATİL


Aslında uzun ve güzel bir iş sayesinde başladı bu sene tatil benim için.Çok güzel zaman geçirdim,sevdiğim insanlar,yeni tanıştığım insanlar ve bir daha hiç görmeyeceğim insanlarla..

Asıl tatil şimdi başlıyor ama...
9 gün olacak ne çok uzun ne çok kısa.Birçok şeyi içine sığdırmaya yetecek uzunlukta.
Bu tatilde çocukluğuma döneceğim;
Önce Bursa'ya gideceğim sonra Eskişehir'e...
Son zamanlarda ne kadar uzakta kalmış olsam da bu şehirlerden hiç bu kadar uzun zaman uzak olmamıştım.Hem önceden dönüp dolaşıp gideceğim yer bu iki şehir olurdu,bunun verdiği hoyrat bir rahatlık vardı içimde.Şimdi sadece tatillerde veya hafta sonu kaçamaklarında gidebileceğimi biliyorum bu şehirlere.Belkide bu körüklüyor içimdeki özlemi.Şimdi içimde munzur bir heyecan var çünkü çok farklı hatıralarım geliyor aklıma bu iki şehri düşününce.ilk gelenleri sayayım mesela;
Okula gittiğim yollar,okul çıkışı kolasına yaptığımız maçlar,arkadaşlarım,dostlarım,üzüntülerim,sevinçlerim,ilk kez bir kızın elini tuttuğum yollar,ilk kavgam,dedemin beni beklediği ev,ağaçlarına tırmandığım o evin bahçesi,sıkıntılı veya sevinçli olduğumda gittiğim yerler ve daha aklıma gelmeyen,bunları yazarken aklımdan geçen bir sürü şeyi hatırlıyorum...
Bu yüzden içimde munzur bir heyecan var.Bildiğim ve zamanında hakimi olduğum,hala üzerinde hüküm sürebileceğim yerlerde olmanın verdiği dokunulmazlık ve şımarıklık olacak üzerimde...Beni benden daha iyi tanıyan insanlarla beraber olmanın rahatlığı olacak üzerimde,nelere üzüldüğümü,nelere sevindiğimi bilen insanlarla...Yanıma almak isteyeceğim her şeyin zaten orada olduğu yerlerde olacağım 9 gün.Geçmişimle yüzleşeceğim birazda,dedemin mezarına gideceğim,sevdiklerimin biraz daha yaşlandığını göreceğim ve aslında göreceğim ki;
Hayat çok çabuk akıyor ve bir gün benim zamanımda geçecek.Bir gün bende başkalarının geçmişi ve tam da onların gitmek istediği yerde olacağım...
Şimdinin tadını çıkarmak üzere bekle beni iki şehir,size geliyorum...:)

18 Mart 2010 Perşembe

Panayır


Bir panayır alanında düşünün kendinizi,elinizde pamuk şekeriniz ile o oyuncaktan,o oyuncağa koşarsınız.Her oyuncak size ayrı hisler tattırır.Kiminde çok heyecanlanır,kiminde en tepeye çıkar,sonrasında en dibe inersiniz,kimini çok sever,kimindense hiç hoşlanmazsınız.Herkesin şansı kendinedir derler ya şansınız kadar biletiniz vardır...Bütün biletlerinizi tek bir oyuncakta da harcayabilir,ya da her seferinde farklı bir oyuncağı seçebilirsiniz.Ama bir oyuncak vardır ki;ışıltısından gözlerinizi alamayacağınız,ağzınız açık bir şekilde arkanıza yaslanıp,kafanızı göğe kaldırarak "vay be!" diyeceğiniz bir oyuncak.O panayıra geldiğinde ve onu gördüğünüzde bütün biletlerinizi harcamak istersiniz,pamuk şekeriniz tat vermez artık,etraftaki tüm ışıklar sönük kalmıştır onun ışıkları yanında...Ve tüm bunlar koca panayırda bir kere gelir başınıza.

İşte o anda her şey basitleşir,biletiniz vardır ya da yoktur.Eğer temkinli davranıp bir kere görebileceğiniz bir oyuncağın inancıyla bir bilet dahi olsun sakladıysanız,en mutlu siz olursunuz panayırda.Ya da dönüp dolaşıp hep aynı heyecanlarla yetinerek bitirdiyseniz biletlerinizi,aklınızın bir köşesinde hep kalacak,kalbinizin bir köşesinde ağırlığını hep hissettirecek bir buruklukla dolaşırsınız panayırda.

O oyuncağa binebilenler hayatlarının en tarifsiz duygularını,duyularını kör edecek kadar yoğun bir şekilde yaşarlar.Aşağıda kalanlar ise hiçbir zaman yaşayamayacakları bu harika deneyime uzaktan bakmakla yetinirler.İçlerinde bir yerde bir yanları buruk,hep bildikleri bir hayatta,tatsız bir pamuk şekeri ile oradan oraya dolanır dururlar.Hepsinde aynı pişmanlık vardır:"Keşke her şeyi anlamsız kılabilecek bir deneyim için tek bir biletim olsaydı..."

Unutmayın,sadece bir kere gelir o oyuncak panayıra.Şimdi,bir bilet saklayın bugün bir köşeye ve unutun onu.Günü geldiğinde kullanmak üzere,günü geldiğinde her şeyi anlamsız kılacak olan deneyimi yaşamak üzere...

4 Mart 2010 Perşembe

Hayat...


Gidene kal demeyeceksin. ..
Gidene kal demek zavallılara,
Kalana git demek terbiyesizlere,
Dönmeyene dön demek acizlere,
Hak edene git demek asillere yakışır.
Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme,yoksa değersiz olan hep
sen olursun...

Düşün...
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama
sevgisini...
Ya çare sizsiniz yada çaresizsiniz. ..

Öyle bir hayat yaşadım ki cenneti de gördüm cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki tutkuyu da gördüm pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden, kendimi bir sahnede buldum,
Oynadım.
Öyle bir rol vermişlerdi ki okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde, hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki söz ver kendine
Denizleri seviyorsan dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan önce sevmeyi bileceksin,
Uçmayı biliyorsan düşmeyi de bileceksin,
Korkarak yaşıyorsan yalnızca hayatı seyredeceksin.
Öyle hayat yaşadım ki son yolculukları erken tanıdım.
Öyle değerliymiş ki zaman hep acele etmem bundan anladım.
***************************************************
Son zamanlarda daha çok özdeşleştirir buldum kendimi Nıetzsche'nın bu mısralarıyla...Doğru mudur peki yazılanlar?Senden başka kimse üzemez mi seni,sen istemezsen kimse dolduramaz mı içindeki boşluğu,sen hazır değilsen kimse mutlu edemez mi seni???
Doğru olduğunu düşünüyorum ama nedense bir yanımda doğru olmamasını diliyor.Bir insanı hazır olmadığı bir anda mutlu edebilmek,hazır olmadığım bir anda mutlu edilebilmek istiyorum çünkü...Ne yazık ki yazılanlar doğru ve hazır olmadığı anda,hazır olmadığım anda yapılan tüm çabalar;Don Kişot'un yel değirmenlerine saldırması gibi anlamsız kalıyor.

Çünkü yakın zamanda şunu anladım:"Aşk tek kişilik bir oyundur,ancak tek bir izleyiciye oynanan..."Ama ortada izleyici yoksa!O zaman aşk salonu terk eder ve sizde Don Kişot'un anlamsız savaşının içinde bulursunuz kendinizi...Bir masalın kahramanı olursunuz,bir varmış bir yokmuş diye başlayan bir masalın...

12 Aralık 2009 Cumartesi

Kanepe



Benim bir arkadaşım var adı çiko,yani ben ona öyle sesleniyorum...Ne zaman canım sıkılsa,kendimi yalnız hissetsem onu ararım.Ve onun evinde benim bir kanepem var...Ne zaman gitsem yatabileceğim.Ne zaman başka bir yerde olmak istesem o kanepe beni bekler,ne zaman derdim olsa o arkadaşım beni dinler.
İnsanın bir kanepesi olmalı muhakkak başka bir evde...Canı sıkıldığında gidip orada uyuyabilmeli.En kötü gününde yatacak bir yeri olduğunu bilmeli.Ve o evde muhakkak bir arkadaşı olmalı insanın,onu her zaman dinleyen.
İşte çiko'ya her gittiğimde özellikle o kanepede uyumak istememin nedeni bu...Çünkü o kanepe bana dostluğu ve güveni çağırıştırıyor.

10 Aralık 2009 Perşembe

Hırsız



Dün gece salonda kanepeye uzanmıştım ki uyuya kalmışım...Gece saat 03:00 gibi uyandım yatağıma yatmak için.Aslında çok üşenmiştim yatak odasına gitmeye ama yinede bir şekilde yatağıma yattım.Sabah saat 06:30'da uyandım,saatime baktım ve daha uyuyacak bir buçuk saatim olduğu için sevindim.Daha sonra başucuma koyduğum telefonuma bakmak için elimi uzattım,gözüm kapalı...Fakat telefonumu bulamadım.Yataktan kalktım yere baktım yine bulamadım...Sonra salonda bırakmış olamayacağıma emin olarak salona gittim.Kotum yerdeydi,dün oynadığım süper loto kuponum yerdeydi...Ama ben bunları bu şekilde bırakmamıştım.Sonra daire kapıma baktım ardına kadar açıktı!!!Ne yazık ki soyulmuştum...Hemen 155'i aramak istedim ama hırsız telefonumuda çalmıştı.Üstüme montumu giydim doğru karakola...Sonuçta ben uyurken hırsız gelip,gitmişti.Şimdi ne olacaktı,hiçbir şey...Olan olmuştu artık,giden eşyalar hırsızın kalan bütün ev benimdi nasıl olsa...Sadece uyanmadığım için üzüleyim mi,sevineyim mi bilemedim.Belki olası bir yaralanmadan kurtuldum dün gece ya da olası bir yaralamadan.Bunu hiç bir zaman bilemeyeceğim...Bundan daha kötüsü benim yaşadığım yere dün gece hiç tanımadığım birisi girdi,hemde benden izinsiz.Benim hayatımı gördü,fotoğraflarımı,özel eşyalarımı yani kısacası bana ait olan her şeyi gördü...Bu yüzden biraz huzursuzum aslında.O adam beni sokakta görse tanıyacak,nasıl bir hayatım olduğunu bilecek ama ben onun yanından umursamadan geçeceğim...Yani mülkiyetim kirletilmiş hissettim dün gece...

Ama hırsızın bilmediği bir şey,belkide hayatının hatasını yaptı dün gece...Kotumun cebinde para yerine bulduğu süper loto kuponunu almayarak yaptı bu hatayı!!!Çünkü bu badireden sonra şansım çok yükseldi,hissediyorum...

9 Aralık 2009 Çarşamba

Zaman



Zamanı nasıl keşfetti insanoğlu?Yada zamanı ne zaman keşfetti?Neden gerek duydu ki zamana?Oysa birbirini kovalayan saniyeler,dakikalar,saatler,vs... olmasa daha güzel mi olurdu?Neyi ne kadar sonra yapacağını zamana bağlı kalmadan anlatabilseydin mesela...Hayatlar daha mı uzun olurdu,daha mı dolu dolu yaşanırdı o zaman?Yoksa zamanın eksikliğinden sonun ne zaman geleceğini kestiremeyip,her şey hep yarım yamalak mı kalırdı?
Aşklar örneğin...Daha mı çok severdik birbirimizi,aşklarımızı yıllara vurmadan hesaplayınca.Ya da ne kadar süre birlikte olduğumuzu bilemeyeceğimizden tüm yaşanmışlıklar yalın mı kalırdı hep?
Bu soruların sonu gelmez tabiki ama benim bildiğim zaman öyle planlanabilecek bir şey değil.Yada üzerinde hesaplar yapılacak bir şey değil.On yıl sonrasını planlarsanız eğer on yıl sonra aynı siz olmayacaksınız o planı gerçekleştirecek...Yada on yıl sonra o planı gerçekleştiremeyeceksiniz bile...Bu yüzden anı yaşamak gerekli ama asıl olan anı yaşarken eski yaşanmışlıkları unutmamak...

Carpe diem baby derken sadece havalı olmayı bir kenara bırakıp,geçmişinide yanında taşıyabilmeli insan...Ve unutmamalı ki her an,bir an sonra geçmişimiz olacak...